I. I. A. BAZIN TANIMI,
BULUNUŞU, ELDESİ VE ÖZELLİKLERİ
Baz kavramı, her zaman, asit kavramına bağlı kalmıştır.
Baz, asidin karşıtıdır; ama baz olmadan hiçbir asit tepkimesi gerçekleşemez.
Bazların asitlerle tepkimeye girmesiyle, gene önemli bir bileşik sınıfı olan
tuzlar ve su oluşur. Bu bir nötrleşme (yansızlaşma) tepkimesidir; çünkü tepkime
ürünü olan tuz artık ne asit, ne de baz özelliği taşıyan nötr ya da yansız bir
bileşiktir.
1887’de Svante Arrhenius, sulu bir çözeltide iyonun var
olduğu kuramını açıklarken, asit çözeltilerinin H + iyonları, baz
çözeltilerinin de OH - iyonları içerdiğini belirtmişti.1923’te
Brönsted ve Lowry birbirlerinden bağımsız olarak, ama, aynı zamanda, daha genel
bir tanım önerdiler: Asit, kimyasal tepkime sırasında, her zaman, bir proton
vermeye elverişliyse, baz da bu protonun alıcısıdır. Bir maddenin baz
olabilmesi için protonu “bağlayacak”, her hangi bir kimyasal bağda
kullanılmamış bir elektron çifti taşıması gerekmektedir. Ama, yitirilecek
protonu olduğu sürece asit olan madde, bu protonu yitirdiği an baza dönüşür.
Gerçekten, protonunu yitiren asitte bir elektron çifti kalır. Asit – baz
tepkimesi kavramına, “asit- baz çifti” ya da “aside eşlenik baz kavramı”
eklenir. Böylece asetik asit (CH 3 – COOH), asetat iyonunu (CH 3
– COO) ya da eşlenik bazlarını karşılar. Amonyak (NH 3 ) da, NH 4+ asidinin karşıladığı bazdır.
NH3 + H2O DNH4+ + OH-
Baz bir molekül (CH 3 –
NH 2 ya da metilamin ), ya da OH - , CH 3 –
COO - gibi bir anyon olabilir. Bu asit- baz tepkimeleri, proton
aktarımlarına dönüşürler. 1938’te, Lewis bu kuramı, asidin, bazın verdiği
elektron çiftinin alıcısı olduğunu belirterek genelleştirmiştir. Bu durumda bir
kovalans bağ oluşur. Ama bu sonuncu tanım, Brönsted’in baz tanımına yeni bir
şey eklemez.
ASİT
– BAZ TEPKİMESİ (BRÖNSTED)
B + AH u BH + A
baz asit asit baz
Bazlar genel olarak molekülünde bir
hidroksil grubu (OH ) ile en az bir metal atomu bulunan bileşikler olarak
tanımlar; bu nedenle kimyasal açıdan metal hidroksitleri sayılır. Bunların çoğu
suda çözünmeyen katı bileşiklerdir. Oysa bazıları, örneğin metal atomları
içermeyen amonyağın (NH 3 ) ve sodyum, potasyum gibi alkali
metallerin hidroksitleri suda kolayca çözünür. Sanayi açısından büyük bir önem
taşıyan bu bazlara alkaliler denir. Alkali terimi , “kül”
anlamındaki Arapça bir sözcükten türetilmiştir. Çünkü bu bileşikler eskiden
odun ve bitki küllerinden elde edilirdi. Gerçekten de alkalilerin küllü suyu
andıran kendine özgü, acımsı bir tadı vardır. Bu çözeltiler deriye kaygan bir izlenim
bırakır ve baz belirteci olarak kullanılan kırmızı turnusol kağıdının rengini
maviye dönüştürür.
Kostik (yakıcı) alkali denen en
kuvvetli bazlar, büyük bir dikkatle ve sakınılarak kullanılması gereken çok
tehlikeli maddelerdir. İnsanın üzerine sıçradığında giysilerini parçalayan ve
derisini ateş ve kaynar su gibi yakan bu maddelerin kazayla yutulması da yemek
borusunun ve midenin delinmesiyle, hatta ölümle sonuçlanan ağır yanıklara yol
açar. Sanayide çok önemli uygulamaları olan bu bileşikler arasında en çok
kullanılanları sodyum hidroksit (sudkostik ) potasyum hidroksit (potas kostik)
kalsiyum hidroksit (sönmüş kireç ) ve amonyum hidroksittir. (amonyaklı su)
En önemli alkalilerden biri olan
sudkostik beyaz renkli bir bileşiktir. Ya ince levha ve çubuklar halinde katı
olarak ya da suda eritilerek sıvı halde satışa sunulur. Sabun yapımında ve
reyon denilen yapay ipekli kumaşların üretiminde çok önemli bir ham madde olan
sudkostik, ayrıca pamuk ipliklerine sağlamlık ve parlaklık kazandırmak amacıyla
pamuklu dokuma sanayisinde de kullanılır.
Potaskostiğin sanayideki en önemli kullanım alanı arap
sabunu ve öbür temizlik maddelerinin üretimidir. Sönmüş kireçten inşaat
sanayisinde sıva, çimento ve badana yapımında, ayrıca asitli toprakları
nötrleştirmek için tarımda yararlanılır. Yaygın ama yanlış bir adlandırmayla
kısaca amonyak olarak bilinen amonyaklı su evlerde en çok kullanılan temizlik
maddelerinden biridir. Bütün yağ ve kirleri çözen bu bileşik özellikle banyo
küveti, lavabo ve cam temizleyicileri bileşimine katılır. Gene kısaca karbonat
tozu olarak ya da karbonat olarak bilinen sodyum di karbonat oldukça zayıf bir
alkalidir. Kabartma tozlarının ve bazı köpüklü içeceklerin yapımında
kullanılır; midedeki fazla asidi giderdiği için mide yanmalarına ve arı
sokmasından dolayı meydana gelen ağrıya karşı etkilidir.
Dünyanın bir çok yerinde, özellikle ABD’nin batısında
alkali topraklar denen geniş topraklar vardır. Bu bölgelerde çok az yağmur
yağdığı için, çözünebilen tuzlar yağmur suyuna karışarak akıp gitmez ve
alkaliler toprakta birikir. Alkali oranı çok yüksek olan topraklarda pek az
bitki ve hayvanın yaşama şansı olduğundan, sonunda bu bölgeler çorak alanlara
dönüşür.
NASIL
HAZIRLANIRLAR?
Bazlar çeşitli yollarla hazırlanır.
Bu yöntemlerin başlıcaları arasında, NaOH ve KOH için alkali klorürlerin
elektroliz yoluyla ayrışmaları amonyağın (NH 3 )doğrudan bileşimi
kireç ve barit için, suyla “söndürmeyle” süren karbonatların ısıl- bozulmaları
(piroliz) sayılabilir.
Bazlar çeşitli alanlarda
kullanılmalarının yanı sıra bir ortamın PH’ını yükseltir ve ester hidrolizi
tepkimelerini sonuçlandırır.
I. II. ASİTLER
I. II. A. ASİTİN TANIMI,
BULUNUŞU, ELDESİ VE ÖZELLİKLERİ
Kimyada turnusolün mavi rengini kırmızıya dönüştürme özelliği
taşıyan hidrojenli bileşiklere “asit” denir. Ayrıca “asit” suda çözündüğünde H +
iyonları veren hidrojenli kimyasal bir türdür. Asitler: kimi metallerle
(örn:demir) tepkimeye girerek hidrojen açığa çıkarırlar; bazlarla tepkimeye
girip, bileşimlerindeki hidrojenin, yerine maden alarak, tuzları meydana
getirirler; bazı kimyasal tepkimeleri ise hızlandırırlar. (asit katalizi)
Sirke bir başka deyişle asetik asit, XIII.yy’da kadar bilinen
tek asitti. Günümüzde kimya sanayisinin büyük bölümü, az sayıda asidin,
(sözgelimi sülfürik, nitrik, asetik ve hidroklorik asitler ) üretime ya da
kullanıma dayanır.
Eskiden tadı ekşi olan, suda eriyebilen, sodyum hidroksit
(NaOH), potasyum hidroksit (KOH) gibi alkali özellik gösteren maddelere
karıştırılınca, bu alkali özellikleri gideren, mavi turnusol kağıdının rengini
kırmızıya çeviren her madde asit sayılırdı. Ancak, şapın ve daha birkaç
maddenin asitlikle hiç ilgileri olmadığı halde aynı özellikleri taşıdıkları
anlaşılınca bu sayılan özelliklerin asitleri tanımlamaya yeterli olmadığı
anlaşıldı.
Fransız kimyager Antoine Laurent Lavoisier (1743-1794)
elementlerin havada yanarak meydana getirdikleri oksitlerin, su ile birleşince,
asitleri meydana getirdikleri sonucuna varmıştı. Örneğin; SO 2 +H 2
O H 2 SO 3 (sülfürüz asit) gibi. Dolayısıyla asitlerin özelliklerinin
içlerindeki oksijenden ileri geldiği görünüşünü savunuyordu. Bunun sonucu
olarak, oksijene gereğinden fazla önem vermişti. Gel gelelim, hidroklorik asit
(HC1) ,v.b. gibi oksijensiz asitlerin varlığı ortaya çıkınca Lavoisier ‘nin
kuramı da değerini yitirdi.; oksijenli asitler, “oksi asitler “ adı altında,
ötekilerden ayırt edilmeye başlandı. Daha sonra İngiliz bilgini Humphrey Devy
(1778 – 1829), asit özelliği gösteren maddelerdeki özelliklerin, içlerindeki
oksijenden değil, hidrojenden ileri geldiğini öne sürdü. 1887’de Svante
Arrhenius, asitlerin, bazların ve tuzların sudaki çözeltilerin elektriksel
davranışlarını açıklamak için bir iyon ayrışması kuramı geliştirdi. Elektrolit
adını verdiği maddeleri şöyle tanımladı: erimiş ya da suda çözünmüş bu
maddeler, elektriği iletir ve elektrik onları ayrıştırır. Asitler H +
iyonları veren elektrditlerdir; bazlarsa tersine OH - hidroksil
iyonları oluşturur.
Asetik asit… (CH 3
COOH) molekülü koyu mavi küreler karbonu,açık mavi olanlar hidrojeni, pembeler
ise oksijeni gösterir.
Çizim-1
Bir su molekülünün oluşumu güçlü
asit ve zayıf asit
(çizim 2)
bir metalin çözünmesi (çizim-3)
8
Arrhenius kuramı, yalnızca sulu çözeltiler için geçerlidir.
Oysa 1923’te Johannes Nicolaus Brönsted kullanılan çözücü ne olursa olsun H +
iyonu rolünü açıklayan yeni bir tanım önermiştir. Brönsted’e göre asit, bir H +
iyonu bırakmaya elverişli bir maddedir. Bazsa, söz konusu iyonu alan maddedir;
dolaysıyla, eşlenik asit – baz çifti ortaya çıkar.
Asit Baz + H +
Aynı yıl Gilbert Newton Lewis ( 1875 – 1946) yansızlaştırmayı,
renkli ayıraçların tepkimelerini ve katalizi ölçüt alarak, asit özelliklerini
gösteren bütün maddeleri bir küme içinde toplamaya ve elektron yapılarında
ortak bir özellik bulmaya çalışmıştır. Asitler, bazların verdiği elektron
çiftini alan ve ortak bir birleşme bağı oluşturan maddelerdir. Bütün Brönsted
asitleri bu tanıma girer. ( H + ) iyonu bir elektron çifti alabilir,
ama bu tanıma AlC 13 , SO 3 vb maddeleri de eklemek
gerekir. Brönsted kuramı hidrojenli asitler için kullanılır, dolayısıyla Lewis
asitleri söz konusudur.
Başlıca mineral asitler arasında nitrik asit ( HNO 3
), sülfürik asit ( H 2 SO 4 ) ve hidroklorik asit (HCl)
sayılabilir. İki H + iyonu açığa çıkarılabilen sülfürik asit, bir di
asit oluşturur. Fosforik asitse (H 3 PO 4 ) bir
triasittir, yani üç H + iyonu açığa çıkarır. Kimya sanayisinde büyük
ölçüde üretilen ve tüketilen bu asitler, gübre ( nitratlar ve fosfatlar),
plastik madde, boya, patlayıcı, parfüm, ilaç sanayisi ürünleri vb. üretiminde
ya ham maddeyi ya da ara maddeyi oluştur. Organik asitler, organik kimyayı
ilgilendirir ve en az bir karboksil kökü (-COOH) içerirler; aralarında, temel
biyokimyasal, maddelerin bileşenlerini oluşturan aminoasitlerin ve yağ
asitlerinin de yer alması nedeniyle, çok büyük önem taşırlar.
NASIL ELDE
EDİLİR?
Hangi asit elde edilmek isteniyorsa, o asidin tuzu alınır; elde
edilecek asitten daha az uçucu olan başka bir asitle işlenir. Örneğin;
NaCl + H 2 SO
4 NaHSO 4 + HCl
Her asidin kendine özgü elde ediliş yolları vardır. Asitler
adlandırılırken, asitler ki esas elemanın sonuna “ik” eki eklenir; bunun
yanında da asit kelimesi konur. Teknikte, kimyada en çok kullanılan başlıca
asitler şunlardır;
Asitlerin başlıca özelliği; saf olmayan madenlerle alkalileri
etkilemeleri, her ikisiyle birleşince de tuzları meydana getirmeleridir.
Bir asit molekülünde kaç hidrojen
iyonu varsa ya da başka bir deyişle bir asitte metallerle yer değiştirme
özelliği taşıyan kaç hidrojen bulunuyorsa, o asit o sayı kadar değerlidir. Bir
değerli bir asit bir çeşit tuz iki değerli asit iki çeşit tuz, üç değerli asit
üç çeşit tuz verebilir.
II.SÜLFÜRİK ASİT
II.I.A H2SO4 ELDESİ
Arı sülfürik asit (H 2 SO
4 ) 10 o c’ta katılaşan renksiz, kokusuz kıvamlı bir
sıvıdır. Formülü H 2 SO 4 olan sülfürik asit,
ısıtıldığında, 290 o c’ta kaynamaya ve aynı sıcaklıkta da ayrışmaya
başlar.
Sülfürik asit üretimi kimya
sanayisinin en önemli işlemlerinden biridir ve iki ayrı metoda göre
gerçekleştirilir. Sanayide, ya kontak metoduna göre hazırlanan SO 3
‘den, yahut da kurşun odalar metoduna göre SO 2 ‘den hazırlanır.
Kontak metodu: yüksek
gerilimli kutuplar arsına gönderilerek dumandan, özellikle AS 2 O 3
dumanından kurtarılan, SO 2 gazı oksijen ile karıştırılır ve
sıcakta katalizörden geçilir:
2SO 2
+ O 2 D 2SO 3 + 46kcal
katalizör dengenin konumunu değiştirmez., dengeye çabuk
varılmasını sağlar. Katalizör olarak ince dağılmış platin (platinli asbest)
kullanılabilir. Platin zamanla zehirlenerek etkisini kaybettiğinden ve pahalı
olduğundan günümüzde yerini vanadyum pentaoksit ‘e ( V 2 O 5
) bırakmıştır. İki yönlü olan bu eksoterm reaksiyon, sıcaklık derecesinin
artırılması ile sola kayacağından (600 o de SO 3 ’ün
%24’ünü SO 2 ’ye parçalanır.), soğukta ise yavaş yürüyeceğinden
ortalama en uygun şart olarak, 400 o – 450 o de yapılır.
Böylece SO 2 nin %98 i SO 3 haline geçer. İçinde SO 3
bulunan gaz karışımı suya gönderirse büyük bir sis tabakası dışarı yayılır,
yani su, sülfürik asit çözeltisi haline gelmez. Kükürt trioksidin suya karşı
çok düşkün olması ilk bakışta bağdaşmayan bu olayın nedeni şudur; suya girer
girmez gaz kabarcığı içinde H 2 SO 4 damlacıkları
oluşmuştur. Bunların kinetik hareketleri çok yavaştır, kabarcık içinin gaz
fazından sıvı sınırına ulaşmadan atmosfere çıktıkları görülür. Bunun için
kükürt trioksit H 2 SO 4 içine gönderilir. Burada gaz
kabarcığı içinde SO 3 molekülleri vardır. Moleküllerin çok hızlı
kinetik enerjileri dolayısıyla kükürt trioksidin çözünmesi yani
SO 3 + H 2 SO 4 ” H 2
S 2 O 7 reaksiyonu daha kabarcık atmosfere çıkmadan
gerçekleşir ve dumanlı sülfürik asit denen %40 – 60’lık bir çözelti meydana
gelir. Sonradan dumanlı sülfürik asit su ile seyreltilerek istenen
konsantrasyonda sülfürik asit hazırlanır.
Kurşun odalar metodu (azot oksitleri yöntemi): Bu
işlem kükürt dioksit gazının sulu ortamda havayla yükseltgenmesi ilkesine
dayanır; tepkime, katalizör olarak kullanılan azot oksitlerle hızlandırılır.
SO 2 + ½ O 2 + H 2 O ” H 2
SO 4
Kükürt dioksit, azot oksit, hava ve su buharı birbirleri ile
karşılaştıkları zaman özetle şu reaksiyonlar oluşur:
NO + ½ O 2 ” NO 2 ( gaz fazında )
SO 2 + NO 2 + H 2 O ” H 2
SO 4 + NO (başlıca sıvı bazda)
Görüldüğü gibi olay heterojendir. Fazlar arası yüzeyi
geliştirmek için eskiden duvarları kurşun levhalarla kaplı büyük odalar gerekli
sayılmıştı. Bugün ki modern fabrikalarda sıvı ve gaz fazlar durmadan
karşılaştırılarak daha küçük hacimlere inilmiştir.
Odalarda yeteri kadar su buharı yoksa nitrozil bisülfat
billurları ortaya çıkar, su eksikliği giderilince bu billurlar kaybolur:
2SO 2 + 3NO 2 + H 2 O ” 2[ HO
– SO 2 – O ] - [ | N ≡ O | ] + +NO
2[HO – SO 2 – O ] [NO] + H 2 O ” 2H 2
SO 4 + NO 2 + NO
azot monoksit katalizördür, oksijen taşır, reaksiyon ortamına
yeniden geri dönmesi Gay – Lussac ve Glover kuleleri ile sağlanır. İçi taşlarla
dolu Gay – Lussac kulesinden kurşun odalarının gaz karışımı aşağıdan yukarıya,
derişikçe sülfürik asit, yukarıdan aşağıya doğru geçirilir. Azot oksitler bu
ters akımda sülfürik asitte, belki nitrozil bisülfat halinde çözünürler.
Kulenin dibinde toplanan bu çözeltiye nitrozlu sülfürik asit denir. Glover
kulesi kurşun odalardan önce yer alır. Nitrozlu sülfürik asit bir miktar odalar
asidi ile karıştırıldıktan sonra Glover kulesinde yukarıdan aşağıya doğru
aktarılır. Çok sıcak olan kükürt dioksit ve hava karışımı ters yönden gider ve
azot oksitleri gaz fazına geçirir.
“Kurşun odalar” metodunda %60 – 70’lik sülfürik asit yapılır.
Her hangi bir sülfürik asit çözeltisi distillenirse kaynama noktası %98’lik
azeotropik karışımınkine varıncaya kadar artar. (338 o ) saf G 2
SO 4 1.84 gr/ml yoğunluğundadır, zayıf iletkendir., suda kolay
çözünür, 10.5 o ’de donar, 340 o de bozunarak kaynar.
II. I. B. FABRİKA
TEKNİKLERİNİN İNCELENMESİ
Fabrikalarda H 2 SO 4 kontak yöntemine
göre elde edilir. Bu yöntem “oleum” denen daha derişik asitlerin elde
edilmesini sağlar. Bu yöntemde kükürt dioksit gaz evresinde yükseltgenir.
SO 2 + ½ O 2 ” SO 3
Fabrikalarda,kontak yöntemine göre
kükürt dioksitten sülfürik asit üretim şeması
Yüksek sıcaklıkta tersinir olan bu tepkimenin meydana gelen
kükürt trioksidin ayrışmaması için orta sıcaklıkta ( 400-450 o c)
gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun için vanadyum pentaoksitten yararlanılır. Bu
yöntem genellikle iki aşamada uygulanır; birinci aşama, 550 o c’ta
uygulanan hızlı bir tepkimeyi, ikinci aşama ise oluşan ürünlerin 450 o
c ‘ta soğutulmasını (dönüşüm %80) kükürt dioksit kataliz borularına
gönderilmeden önce tozlarından, özellikle katalizörü zehirleyen arsenik asit
anhidriti (AS 2 O 3 ) gibi katışkı maddelerinden
arındırılır. Meydana gelen kükürt trioksit buharları, 66B o ’lik
sülfürik asit tarafından soğurulur ve böylece “oleum” elde edilir.
II.I. C. H2SO4’İN KULLANIM ALANLARI
Sülfürik asit kimya sanayisinin temel bir ürünüdür. Öteki
asitlerin çoğunun (hidroklorik asit, nitrik asit, fosforik asit vb.) pek çok
sülfatın (sodyum sülfat, amonyum sülfat, demir sülfat, bakır sülfat, alüminyum
sülfat)şap ve süper fosfatların yanı sıra ayrıca boyarmaddelerin, plastiklerin,
patlayıcıların, parfümlerin, ilaçların ve yapay liflerin üretimi için gerekli
olan sayısız organik ürünün elde edilmesinde kullanılır. Ayrıca istenmeyen
maddeleri katran biçiminde özütleyerek ayırdığından özel benzinlerin, gaz
yağının ve kimi yağların arıtılmasında işe yarar. Nişasta ve alkolün
şekerleştirilmesi yoluyla glikoz üretiminde metallerin yüzeylerinin
temizlenmesinde parşömen kağıdı ve cila yapımında, hayvansal atıkların yok
edilmesinde geniş ölçüde kullanılır. Bütün bunların dışında özellikle kurşunlu
akümülatörlerde elektrolit işlevi görür.
Tarih: 06.09.2009 Saat: 15:10:46
Yorumlar
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.. İlk yorum yapan siz olun..